Diyarbakır’lı Üniversite Öğrencilerinden İLKAV’a Ziyaret
 
   Diyarbakır’lı Üniversite Öğrencilerinden İLKAV’a Ziyaret

Türkiye’nin değişik üniversitelerinde okuyan Diyarbakır Özgür-Der’li bir grup öğrenci, İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı’nı ziyaret etmek ve düşünce alışverişinde bulunmak üzere Ankara’ya geldiler. Diyarbakır Özgür-Der şubesinin özverili çalışmaları sonucunda tevhidi bilinci kuşanmış gençler 6 Mart Cumartesi Akşamı Vakıf Başkanı Mehmet Pamak’la İLKAV konferans salonunda buluştu. Öğrenciler Mehmet Pamak’la Türkiye’deki tevhidi uyanış ve İslami mücadele seyri ve Müslümanların sorumlulukları üzerine bir sohbet gerçekleştirdiler.

 
   İslami Tebliğde İnsan İlişkileri” Semineri

 İlke-Der Cuma seminerlerinin bu haftaki konuğu Ankara İLKAV'dan Bülent Uğur KOCA oldu. Koca, İlke-der dernek merkezindeki iki bölümden oluşan seminerin birinci bölümünü sundu. Seminerin konusu "İslami Tebliğde İnsan İlişkileri" idi. 02 Nisan 2010 da ikinci bölümü sunacak olan Koca konuşmasında ilk olarak İslami tebliğin doğru olarak anlaşılmasının gerektiği üzerinde durdu. Bülent Uğur KOCA özetle şunları söyledi:


Her şeyden önce İslami Tebliğ müminler üzerine Allah'ın farz kıldığı bir ameldir ve her amelde olduğu gibi bu amelinde makbul olabilmesi için muhakkak surette Ameli Salih çerçevesi içerisinde olması gerekir. Bir amelin Salih olabilmesi için ise dört önemli şart vardır. Birincisi, o amelin Allah tarafından emredilmiş olması, ikincisi Allah'ın emrettiği yer ve zamanda gerçekleştirilmesi, üçüncüsü Allah'ın emrettiği şekil ve ölçüde olması, dördüncüsü ise sadece Allah rızası için yapılmış olmasıdır. Bu şartların dışında gerçekleştirilen her amel, içinde bir takım güzellikler barındırsa dahi Salih amel olamaz. Salih olmayan bir amelin ise kula hiçbir faydası olmaz. Namaz, oruç gibi ibadetlerimizde, ne kadar zamanına, şekline ve ölçüsüne dikkat ediyorsak; bir emir olan tebliğde de hassas olmalı, tebliğin fıkhını ve ilkelerini itinalı bir şekilde tesbit edip ona göre hareket etmeliyiz.
 
   Askeri Vesayet Düzeninde İnsan Hakları Hukuk Siyaset ve TSK

İLKAV’ın sistemin temel kurum ve politikalarını hak ve adalet ölçüleriyle ele alan, bütün boyutlarıyla tahlil edip, ıslah eksenli eleştiri ve öneriler ortaya koyan panelleri serisinden sonuncusu “tabu kurum” TSK hakkında gerçekleştirildi.


YAŞ’zede Binbaşı Yavuz Ay, Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ve İLKAV Başkanı Mehmet Pamak’ın konuşmacı olarak katıldığı panel yoğun katılımla İLKAV konferans salonunda gerçekleştirildi.Aynı zamanda oturum başkanı olan Mehmet Pamak, panelin başında hem bu tür sistem içi konuları neden gündeme aldıklarına, hem de “neden TSK?” sorusuna açıklık getiren bir açıklama yaptı.“Bildiğiniz gibi Müslümanlar olarak bizim mücadele çizgimiz: Allah’ı razı etmek amacıyla, arzda halife kılınmanın ve Kur’an emanetini yüklenmenin gereği olarak, yeryüzünde zulmün ve fesadın kaldırılıp adaletin ikamesi ve ıslahın sağlanması, bütün varlıkların yaratıcısı Allah’ın hükümlerinin hakim olduğu, insanlık onurunun ve insani erdemlerin korunduğu, Allah’ın bütün kullarının kendilerini bu imtihan dünyasında özgürce gerçekleştirmesine fırsat veren bir barış ve özgürlük vasatının ihdası için tevhid, adalet ve özgürlük eksenli bir mücadeleyi ısrarla sürdürmektir. Bu amaçla, mücadelemizin temel stratejisi, şirk sistemi içindeki görece iç değişime eklemlenmek yerine, Kur’an’la cihadı ikame edip vahyin şahidliğini yapmak suretiyle tevhidi toplumsal değişime vesile olarak, Kur’an’la önce toplumu ve sonuçta sistemi köklü bir değişime uğratmaktır. Sorumluluğumuz, Mekke’de vahyin ilk muhatabı olan ilk Kur’an neslinin yolunda Reslullah’ın (s) bizim için şahid-model kılınan mücadele sünnetini izleyerek, Kur’an’ın aydınlatıcı, kurtarıcı mesajını merhametle en yakınlarımızdan başlayarak tüm insanlara ulaştırıp, vahyin tebliğ ve şahidliğini yapmak suretiyle sağlanacak toplumsal değişimle adalet sistemine zemin hazırlamaktır.

 
   ANKARA MÜSLÜMANLARI DARBELERE KARŞI DAYANIŞMA PLATFORMU; 13. YILINDA 28 ŞUBAT DARBESİNİ KIZILAY YKM ÖNÜNDE PROTESTO ETTİ

28 Şubat Darbesi;13.Yıldönümünde Ankara Müslümanları Darbelere Karşı Dayanışma Platformunun çağrısıyla Kızılay YKM Önünde düzenlenen Basın Açıklamasıyla Protesto edildi. Kadın, Yaşlı, Genç yüzlerce Müslüman’ın katılımıyla gerçekleştirilen Basın Açıklaması, Mehmet İnanlı’nın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. 28 Şubat’ın unutulmadığını haykırmak için burada toplanıldığını ve bu meseleyle ilgili henüz ciddi yaptırımların icra edilmediği konularına kısaca değinen Mehmet İnanlı, Platform adına Basın Açıklaması yapmak üzere mikrofonları İbrahim Hakkı Toprak’a bıraktı. İbrahim Hakkı Toprak şunları söyledi.

 
   Ankara’da ABD ve NATO’nun Afganistan İşgal ve Katliamları Protesto edildi


2001 yılından beri Afganistan’ı işgal altında tutan ABD öncülüğündeki NATO güçlerinin katliamları, Ankara Filistin Dostları Platformunun çağrısıyla ABD büyükelçiliği önünde düzenlenen basın açıklaması ile protesto edildi. Sağanak yağış altında bulunulmasına rağmen önemli bir katılımın gerçekleştiği ve yağışın devam etmesine rağmen kitlenin dağılmadan ve aktif bir biçimde katılarak takip ettikleri basın açıklaması Ankara Atatürk Bulvarı Üzerindeki ABD Büyükelçiliği önünde gerçekleştirildi. Platform adına basın açıklamasını okuyan Bülent Uğur Koca şunları söyledi:

"Biz direnen mazlum Afgan halkının yanındayız. Çünkü biz de şimdi yaşadığımız ideolojik işgal öncesinde askeri işgal gördük, bizim ülkemiz de emperyalist güçlerin kirli postallarına şahit oldu. Ve o gün Afgan halkı bize dua ve yardımlarını esirgemedi. Biz Afgan direnişini destekliyoruz; çünkü bu direniş; çıkarları için insanların hayatlarını cehenneme çevirmekten çekinmeyen, kapitalist patronlara karşı yapılmaktadır. Çünkü bu direniş birilerinin dünyayı paylaşma heveslerini kursaklarına tıkamaktadır. Ve ayrıca Afgan direnişini desteklemek daha önce onların yardımını almış olan bu ülkenin tüm insanlarının vefa borcudur."

"Ülke çıkarları ve günü birlik menfaatler uğruna, insanlığın katledilmesine, onursuzluğun egemen kılınmasına seyirci kalınabilir mi? Bugün Afganistan’da kadınların, çocukların, masum sivillerin ve ülkelerini işgale karşı savunan insanların katledilmesine ortak olmak suçunun sorumluları, yarın hesap gününde ülke çıkarlarını ve stratejik dengeleri gözettiklerini belirterek yahut “biz muharip güç değildik yalnızca katliamı yapanlara lojistik destek sağlıyorduk” diyerek kurtulacaklarını mı sanmaktadırlar? Dün Rus işgaline karşı direnen Afgan yiğitlerine “mücahid” diyerek methiyeler yağdıranlar, işgalcinin adı ABD ve NATO olarak değişince neden mücahidlere “terörist” deme ihtiyacı hissetmişler ve ortaklarının teröründe işbirliği yapmak için sıraya girmişlerdir? Bu çifte standardı hangi vicdan kabullenebilir? Bugün aklıselim sahibi herkes şunu bilmektedir ki; Nato’ya dâhil olmak, mazlum halkların kanına elini bulaştırmak, emperyalist ABD’ye ve onun çıkarlarına hizmet etmektir. Çanakkale’de İngiltere’nin yanında müslümanlara karşı savaşmaya gelen Yeni Zelandalı askerler ne kadar hürse, Kore için, Afganistan için, Somali için daha doğrusu emperyalistlerin iğrenç çıkarları için cephelere sürüklenen askerler de o kadar hürdür. Bugün ne yazık ki bizler, uluslar arası konjonktür müsaade ettiğinde belirli adımları atabilen iktidarların yönetiminde, emperyalistlerin müsaade ettiği kadar kendimizi hür ve bağımsız hissediyoruz. Ne yazık ki bizler, darbecilerin de, onlara karşı demokrasi mücadelesi verdiğini zannedenlerin de, ABD’nin müsaade ettiği ölçüde emellerini gerçekleştirebildikleri bir ülkenin insanlarıyız."

 
   İLKAV: Halkın Vicdan Mahkemesi Danıştay’ı Kapattı


İLKAV’ın Danıştay önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasında konuşan Mehmet Pamak;

“Oligarşiyi teşkil eden kimi asker ve yargı bürokratları, yıllarca köle konumunda tutup, zorbaca yönettikleri halkın artık kendilerini sorgulayıp hesap sormasına tahammül edememektedirler. Bu sebeple sanki intikam alma, henüz güç kendilerindeyken halka haddini bildirme duygusu içinde kinle hareket ettikleri ve halk iradesinin tecellisine karşı hiç değilse vuruşarak çekilelim stratejisini güttükleri imajını vermektedirler”. Bu sebeple “haksızlık, hukuksuzluk ve zulümde suçüstü yakalanmanın psikolojisiyle telaşa kapılmakta, köşeye sıkışmışlığın can havliyle daha büyük, daha açık hukuksuzlukların altına daha çılgınca imza atmaktan çekinmemektedirler” dedi. Sonuçta, “Hukuksuzluk, Adaletsizlik ve Halka Zulüm Odağı Haline Gelen Danıştay Kapatılmasını” istedi. Basın açıklamasına katılanlar Halkın Vicdan Mahkemesi’nin doğal üyeleri olarak Danıştay’ın “hukuksuzluk, adaletsizlik ve halka zulüm odağı” olmaktan kapatılmasına karar verdiler. Akabinde bu karar Danıştay parmaklıklarına asılarak, kapatma kararı zincir ve kilitle sembolik olarak infaz edildi.

 
   İslami Mücadelede Kadın


Müslüman Kadın ve Erkek

İslami Mücadelenin Eşdeğer ve Vazgeçilmez Öznesidirler


İLKAV alternatif eğitim konferanslarında bu hafta “İslami Mücadelede Kadın” konusu Zeynep Ülkü Taşyürek tarafından sunuldu.


Konuşmasına bir durum değerlendirmesiyle başlamak istediğini belirten Taşyürek şunları söyledi: “Tarih boyunca ve bugün toplumda, Allah’ın yaradılışta ve katında farklılık gözetmediği kadın ve erkek cinsinin bir tarafın lehine, fıtrattan sapan, zulme ve haksızlığa bulaşan bir bakış açısıyla değerlendirilmesinden ve bu doğrultuda yapılagelen uygulamalardan dolayıdır ki, biz bugün kadının toplumdaki, İslami mücadeledeki yerini ve haklarını konuşuyoruz. Kadın olsun, erkek olsun toplumdaki herkesin kadına bakışı, Kur’an’ın öngördüğü biçimde değişmedikçe de, bu konuları yıllardan beri konuştuğumuz gibi belki yıllar sonra da konuşmaya devam edeceğiz maalesef. Bu konunun doğal adil zemininde gelişebilmesi ve bir daha konuşulmaması için, Kur’an ölçüleri, Resulün sünneti ve ilk Kur’an neslinin örnekliği doğrultusunda bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır. Böyle bir devrim sadece bu konuda değil, hayatımızın her alanında gerçekleşebildiği takdirde, kadın Allah’ın fıtri olarak ve vahyin ölçüleriyle bahşettiği, hak ettiği konuma gelebilecektir.”

 
   "İslami Mücadelede Yöntem Sorunu" Semineri

Yoğun bir katılımının gözlemlendiği seminerde Mehmet Pamak, içinde yaşadığımız cahili sistemlerden ilkesel ve zihinsel planda ayrışmanın önemine değinerek başladığı konuşmasına şu tespitlerde bulundu: " Bilindiği üzere, ilk inen surelerle başlatılan cahiliye ile ayrışma süreci çok büyük titizlikle sürdürülmüş. Mekke'de egemen sistemle Resulullah'ın (s) oluşturduğu yapı arasında tam ve çok yönlü bir kopuş yaşanmıştır.


Resulluhlah (s) ve ilk vahiy muhatapların amacı Kur'an'la eğitilmiş, tevhidi esas alan yalnız Allah'a kulluk yapmak, insanları Allah'a kulluğa çağırmak ve böylece Allah'ın rızasını kazanmaktı. Kulluk eksenli bir hayat tasavvuruna sahip bu ilk nesil, her türlü zorluğa rağmen yine kulluk eksenli bir mücadeleyi tavizsiz sürdürmeyi başarmıştı.