Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Ertelenemez ve Terk Edilemez Sorumluluğumuz...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi 3. BÖLÜM :...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi 2. BÖLÜM : ...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi ...

> Ülkede ve Bölgede Değişim Süreci ve Müslümanlar -VIII-...

   
 
Hesap İsmi: İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Para Cinsi: Türk Lirası (TL)
Şube/Hesap: Kızılay Şub. / Hesap No: 2000614-4
IBAN: TR820020300002000614000004
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   HABERLER  >  2010
 
9 Kurşunlu Gazi ile Röpörtaj
Tarih: 07/06/2010
   


Mehmet Ali ZEYBEK– Diyarbakır´dan Özgürlük Gemisine katılan Mehmet Ali Zeybek Eczacılık yapıyor. Vurulanların arasında belkide vücuduna en fazla kurşun alan bir kardeşimiz. Vücuduna 9 kurşun isabet etmiş.

 

Mehmet Ali ZEYBEK– Diyarbakır'dan Özgürlük Gemisine katılan Mehmet Ali Zeybek Eczacılık yapıyor. Vurulanların arasında belkide vücuduna en fazla kurşun alan bir kardeşimiz. Vücuduna 9 kurşun isabet etmiş.

Sevgili M.Ali öncelikle geçmiş olsun diyoruz. Allah hepinize acil şifalar versin.
 
Teşekkür ederim. Allah razı olsun.
 
Bize gemide yaşadıklarınızı bize kısaca anlatabilir misin. Çünkü biz ilk haberi aldığımızdan sonrasında sağlıklı bir bilgi akışı olmadı. Neler yaşadınız?
 
Biz saldırı olduğu sırada namazdaydık. İsrail'in müdahale edeceğini tahmin ettiğimiz için can yeleklerimizi giymiştik ve hemen hepimiz güvertede yatıyorduk. Ancak bu kadar büyük bir katliam yapacaklarını tahmin etmiyorduk. İşte o anda üzerimizde helikopterler uçmaya başladı. Biz geminin kenarlarına doğru gittiğimizde etrafımızın hücum botlarla çevrildiğini gördük.
 
İlk olarak saldırı nasıl gerçekleşti. Helikopterden ateş mi açıldı?
 
Hayır öncelikle güverteye sis, ses ve ışık bombaları attılar. Hiç kimse kimseyi görmüyordu. Bazı arkadaşlarımız böyle bir saldırıyı tahmin etmiş olduklarından gaz maskeleri giymişlerdi. Aslında ses bombalarının amacı bizi psikolojik olarak yıpratmak ve aramızda korku salmaktı.
 
M.Ali nasıl karşılık verdiniz?
 
Biz arkadaşlarla daha önce konuştuk ve görev paylaşımı yapmıştık. Bizim için en önemli yer dışarıyla irtibatımızı sağlayan uydu alıcılarıydı. Bazı arkadaşlarımız oranın korunması için görevliydi. Ama koruma derken yanlış anlaşılmasın. Ellerindeki pet şişe ve yumruklarıyla.
 
Yani İsrail'in idddia ettiği gibi silahlı bir mukavemet yoktu
 
Kesinlikle hayır. Yumruklarımıza tahammül edemeyenler ellerimizdeki silahlara hiç tahammül etmezlerdi. Devam edecek olursak. Biz güverteye inene askerlerle ilk karşılaştığımızda bazılarını yumruklarımızla saf dışı bırakmaya çalıştık. Çünkü fütursuzca saldırıyorlardı. Bazı askerleri ele geçirdiğimizde gördük ki her bir askerin üstünde 5 adet silah var. Biz aldığımız silahların hepsini denize attık. O sırada hem helikopterden hem de iple inen askerler tarafından ateş edilmeye başladılar. Zaten yaralı ve şehid olan kardeşlerimize bakarsanız kurşunların hep üst bölgelerden girdiğini göreceksiniz.Her yer kan gölü olmuştu.
 
Yaralılara müdahale etmek için müsaade edilmediği söyleniyor.
 
Arkadaşlarımız yaralıları hemen aşağıya indiriyorlardı. Zaten bizim elimizdeki sağlık malzemeleri ve ekipmana baksanız bile bizim oraya çatışma için değil insanlık götürdüğümüzü anlayacaktır. Doktorlar ve diğer kardeşlerimiz yaralılara müdahale etmeye çalışıyorlardı. Ama buna rağmen bazı kardeşlerimiz kan kaybından hayatını kaybetti. Ben vücudumun hemen her yerinden yaralandım. 9 kurşun isabet etmiş. Kan kaybından şehid olacağımı düşünüyordum. Ortalık bir anda İsrail'in her zaman yaptığı gibi katliam alanına dönüşmüştü. Ama her şeye rağmen kardeşlerimizle güzel bir örenkelik sergileyerek katliama, silahlara, bombalara karşı imanımızla direndik. Tek yardımcımız olan Rabbimize sığındık.
 
Hayatım boyunca unutmayacağım bir olaya şahit oldum. Size onu anlatmak istiyorum. Adıyamanlı şehid olan kardeşimizle yanyanıydık. Gemide zamanımızı beraber geçiriyorduk. Uyduların korunması için ve gemideki malzemlerin söz verildiği gibi Gazze'ye ulaşması için, insanlık için, Allah için canını ortaya koydu. Yumruklarıyla mücadele etti. Rabbim şehadetini kabul etsin. Ama İsrail askerlerinin onun mücadelesi karşısında nasıl korktuklarına şahit olduk.
Zaten askerler karşımızda tam teçhizatlı komandolar olmalarına rağmen elleri titriyordu. Hatta biz esir alındıktan sonra güvertede çıkan en ufak seste hemen silahlarını bize doğrultuyorlardı.
 
Yaralıların keleğçelendiğini ve karga tulumba helikopterlere bindirildiği haberlerini almıştık.
 
Yaralıların ellerini bazılarının ise ayaklarını dahi kelepçelediler. Ben ayağımdan da darbe almıştım. Sürükleyerek sedyelere koyuyorlardı. Benim ayağımdan sürüklediler. Kolum yaralı olmasına rağmen ellerimi arkadan kelepçelediler. Çoğu kardeşimiz bu durumdaydı. Yine unutamayacağım bir olayı anlatmak istiyorum. Şehid olan Fahri kardeşimiz üç saat önce şehid düşmüştü. Ben onu güvertede gördüğümde askerle onun cesedini tekmeliyorlardı. Hatta üstüne çöpler atmışlardı. Bunu hiç unutmayacağım.
 
Hangi vicdan sahibi insan bir ölüye böyle davarnabilir ki. Bunlar kesinlikle insanlıktan nasibini almamış ve iyi eğitimli savaş makinalarıydı.
 
Kaç yaşlarındaydı askerler?
 
Hemen hepsi 20-25 yaşlarındaydılar. Hiç bir şeye izin vermeyecek şekilde eğitilmişlerdi. Bir defasında arkadaşlarından birisi elindeki pet şişeyi sıkarak ses çıkardığında hemen silahları doğrultup bize çeviriyorlardı. Yani yürekleri o kadar korku doluydu ki neredeyse kendi arkadaşlarını vuracaklardı.
 
Peki hastaneye götürüldüğünüzde size gerekitği kadar tıbbi müdahalede bulunuldu mu?
 
Bu konuda tıbbi müdahalenin yapıldığını söyleyebilirim. Ama zaten hastane personeleinin çoğu farklı inanaç ve kimliklerden insanlardı. Ben çok kan kaybetmiştim. Her tarafım kan olmuştu. Benim yüzümdeki kanları temizleyen hemşire Filistinliydi ve bana "Siz kahramansınız. Sizinle gurur duyuyoruz" dedi.
 
İlk gün sadece hastane personeliyle muhatabdık. Ama daha sonraki günlerden gelene kadar ki zamanda tamamen askerle vardı başımızda.
 
Tedavi esnasında sorgulanıdınız mı? Baskı yapıyorlar mıydı?
 
Evet. Ben onlardan aileme telefon açmak istediğimi söyledim. İzin vermediler. Avukat istedim (Az biraz ingilizce konuşabiliyorum) karşılamadılar. Hatta ailem hemen Türk Elçiliğinden beni sormuşlar burada değil demişler. İlk gün ellimi yatağa kelepçilemişlerdi. Sürekli ışıkları açık bırakıp bağırarak konuşuyorlardı beni uyutmamak için. Sonra sigara içmeye başladılar. Bazen sanırım küfür ediyorlardı. Ya da ben öyle tahmin ediyordum. Sürekli bir psikolojik bir baskı vardı. İmanım olmasa intihar ederdim. Bir de tutuklu olan kardeşlerimin halini düşünün. Onların çektikleri çok daha berbatmış. İnanın bana yaralarımın acısını unutmuştum. Son gün geleceğim gün bana saat 6'da gideceğimi söylediler. Saat 6 oldu 7'de gideceksin dediler. Sürekli beni ezmeye çalışıyorlardı.
Öyle ki "Siz neden Gazze'ye gitmek istiyorsunuz. Onlar hırsı insanlar. Sizler de insanlardan aldığınız malları satıp yiyorsunuz. Tıpkı onlar gibi hırsızsınız" diyorlardı.
 
M.Ali uçağa bindirildiniz?
 
Müsaade ederseniz bir şey daha eklemek istiyorum.
 
Elbette
 
Bana gidiyorsun dediler ve ambulansa bindirdiler. Uçağın saat 11'de olduğunu söylediler ama beni hastaneden saat 5'te çıkardılar. Uçak saatine kadar Hayfa'nın bozuk yollarında beni 6 saat dolaştırdılar. Her sarsıntıda acım giderek artıyordu.
 
Hiç bir şeyimi bana teslim etmediler. Sonra sağolsun Sağlık Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığımız çok ilgilendiler. Uçağa binene kadar bu işkencenin biteceğine inanmıyordum.. Ama herşeye rağmen Allah'a hamdolsun yaşadıklarımdan hiç pişman değilim. Filistin'li kardeşlerimizin yıllardır yaşadıkları zulüm karşısında bizim çdektiklerimiz çok az kalır.
 
M.Ali son olarak sana şunu sormak istiyorum. Bir daha böyle bir organizasyon olsa yine aynı şeyi yapar mısın?
 
Doğru bildiğimiz birşeyi yaşamama gibi bir lüksümüzün olmadığına inanıyorum. Yaralar, darbeler, işkenceler bir gün elbet geçer ama biz bunlara karşı ne yapıyoruz, ne yapmalıyız bu önemli bence. Bu nedenle sorunuza cevabım tereddütsüz evet olacaktır. Bu halimle bile giderim.
 
Son olarak Pensilvanya'dan yapılan açıklamaları sanırım duydunuz. Ne diyeceksin?
 
Otoritenin kim olduğuna bağlı. Bizim için tek otorite Allah'tan başkası değildir. Biz zaten bu böyle değerlendirdiğimiz için oraya gittik. Başkalarının bağlı olduğu otorite bizi bağlamaz. Herhalde bunu söyleyenlerin yakınları bu tür acıları çekselerdi belkide böyle söylemezlerdi. Çok talihsiz bir açıklama diyebilirim.
 
Dünya insanlarına mesajın nedir?
 
Zalimlerin yaptıklarından Allah'ı gafil sanmayın. Bilakis Allah gözlerin yuvalarından çıkacağı bir güne ertelemekte.
 
Röportaj: M.Ali DENİZ – Press7
Bu içerik 640 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem