Bülent Uğur KOCA
İnsanın evi namusudur. Kapıyı çalmadan, izin almadan kimse kimsenin evine giremez. Haneye tecavüz aile mahremiyetini ayaklar altına almaktır. Toplumların yaşadıkları topraklarda onların mahremi, namuslarıdır. İnsanların topraklarına tecavüz etmek büyük bir suçtur.
Birinci dünya savaşı akabinde Osmanlı dağılmış ve toprakları bir bir işgal edilmişti. Eline silah tutuşturulan farklı dilden, dinden ve ırktan insanlar, Anadolu topraklarına girmiş müslüman halkı yönetmeye soyunmuşlardı. Fakat Anadolunun iffetli erleri, yiğit evlatları, topraklarının namusu için işgalci güçlere kanlarının son damlasına kadar direnmiş ve hepsini geldikleri gibi göndermesini bilmişdi. Bundan dolayı halkımız işgalci kim olursa olsun ve nereyi işgal ederse etsin hiçbir zaman işgalciden yana olmamış, her zaman fedakarca direnenlere sempati duymuştur. Bu halkın bir ahlakı vardır. Bu toplum çıkarları için her şeyini feda eden bir toplum değildir. Bu toplumun insanları değerlerini korumak için feda olmaktan çekinmez. Bu toplumun geleneğinde, öğretilerinde, hesapçılık, çıkarcılık yoktur ve bu şekilde ortaya çıkan eğilimler daima hakir görülmüştür. Bundan dolayı halk hikayelerinde tilki tiplemesiyle her zaman yerilen tipler, yani pragmatik hesapçılar ve çıkarcılar hiçbir zaman saygın olamamış, itibar görmemişlerdir. Bu halkın hamuru dogruluk, cesaret, ahde vefa, adalet ve bağımsızlıkla yoğrulmuştur. Bu sebebledir ki bu toplum özü sözü bir, doğru bildiği için gözünü budaktan esirgemeyen, eğilmeyen, bükülmeyen, yiğitleri sever, onlara saygı duyar ve nesilden nesile onlarla yaşar, onları yaşatır. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle Alevisiyle, Sünnisiyle bu halk doğrulara dürüstlere saygılıdır. Sahtelerin, çakmaların ve taklitçilerin maskesi çabukcak düşüverir bu toplumda. Hele aldatanlar satılanlar hiç affedilmez, itibar görmez. Bunun içindir ki bu halk ;
- Filistindeki siyonist işgali birgün olsun haklı görmemiş, her zaman mazlum Filistin halkının yanında yer almıştır.
- Küresel sömürü düzenine karşı mücadele veren bütün direnişcilere dünyanın öbür ucunda dahi olsa sempati duymuş, değer vermiştir.
- Kore savaşında NATO’nun çıkarlarına feda edilen evlatlarını, gururla ve başları dik bir şekilde değil, yürekleri buruk bir şekilde acıyla anarlar.
- Halkımız dün Rus işgaline karşı direnen Afgan halkına saygı duymuş yüreklerini açmış elinden gelen yardımı yapmıştır.
Bugün Afgan toprakları yine işgal altındadır. Afganistan”ın stratejik önemine ve tabii zenginliklerine göz diken emperyalist ABD kolluk gücü NATO ile birlikte bahaneyi bahaneye katarak Afgan halkının namusuna göz dikmiş, topraklarına tecavüz etmiştir. ABD başkanı Afganistan’da kana doymadığını ve 35.000 askerini daha yeni katliamlara imza atması için Afganistan'a göndereceğini açıklamıştır. Ayrıca bölgede yıllardır yaşanan katliama ortak olarak seçtiği NATO üyelerinden de destek için yeni asker talep etmektedir. Bu çerçevede bir NATO üyesi ülke olarak Türkiye'nin de ABD'nin ve uluslararası emperyalizmin Afganistan'la ilgili stratejik planlarının yürütülmesi amacıyla gerçekleştirilecek asker artırımına katkıda bulunması isteniyor. Türkiye zaten 1750 askerini ABD saflarına katmış ve bölgeye göndermiş durumda. Fakat bölgedeki Türk askeri, ülkelerini işgale karşı savunan Afganlılara karşı muharip bir güç olarak savaşmıyorlar. Sadece işkalcilere lojistik destek sağlıyor. Türkiye’ye Afganistan için biçilen görev bizzat işgalcilik değil, işkalciye lojistik destek sağlamak yani Afgan topraklarına tecavüz eden değil, tecavüzcüye yardım eden, tecavüzcüye taşeronluk yapan konumunda bulunuyor. Teşrifatçılık olarak nitelendirilebilecek bu zelil konum insanımıza onurlu ve barışcıl bir görevmiş gibi sunuluyor.
Bu oyunu oynayanlar ve halkın tepkisini azaltmak için uğraşanlar şunu bilmelidirler ki bu halk aptal değildir. Bu halk toprağa saygılıdır. Çocukluğundan bu yana yoğun bir şekilde ABD nin kültür emperyalizmine mazur bırakılmış olsa dahi bu halkın çocukları, hala ABD ve onun uşaklarına ısınamamış bağımsız, onurlu bir hayat sürmek için çıkar yol aramaktadır. Bu halkın evlatlarının, topraklarının işgaline karşı direnen Afgan halkına karşı silah çekmeyeceğini çok iyi bilenler, işgallerine bizleri de ortak etmek için sinsice bir çözüm üretmişler ve kendi iğrenç hesapları için halkı kandırmaya yeltenmişlerdir. Oysa ki Asker Afganistan’da barışçı bir güç olarak değil, işgal gücünün bir parçası olarak payandası olarak bulunmaktadır. Yani işgalci konumundadır. Tıpkı İngilizlerin Çanakkale’ye getirdiği Anzaklar gibi, tıpkı Senegallilerin Fransız gemilerine binerek kim olduğunu bilmedikleri için kendileri gibi müslüman bir halka karşı Çanakkale’de savaştıkları gibi. Ne garipdir ki bu ülkede dün anadolu erlerini Kore’de telef edenlerin hesabı sorulacağına, bugün Anadolunun civanları aynı güçlerin iğrenç çıkarları için Afganistan’a gönderilmektedir. Bugün bu ülkede ek asker göndermenin tartışılması abestir. Emperyalistlerin sofrasına ortak olmak bu millet için en büyük ayıptır. Bizim işgalcilere ve tecavüzcülere teşrifatçılık yapan bir toplum olarak tarihe geçmemiz utanç vericidir. Bugün Afganistan’daki gençlerimizin oradaki utanç verici varlığı sorgulanmalı ve evlatlarımızın bir an önce Afganistan’dan çekilmesi için harekete geçilmelidir. Osmanlı torunu olmakla iftihar edenler, kendilerinin “yeni Osmanlı” diye takdim edilmesinden kıvanç duyanlar, şunu bilmelilerdir ki emperyalist efendilere, işgalci canilere “hayır” demekten kaçınan, karşı koymayı hayal bile edemeyenler, bu halleriyle ancak dedeleri Osmanlının kemiklerini sızlatırlar. Bu itibarla İşgal altındaki Afganistan’a ABD’nin emriyle asker gönderenlerin, işgal altındaki Filistin’in hakkını savunurken gerçekten samimi olduğuna ve her zaman Filistin halkının yanında olacağına inanmamızı bizden kim bekleyebilir?
Halkı yönetenler mutlaka halkın vicdanını dikkate almalıdırlar. Kendileri de bu halkın bir ferdi oldukları için, insaflı çağrılara kulak vermeli bir an önce hatalarından dönmeli ve şu hususları hiçbir zaman unutulmamalıdır;
- Bu halkın vicdanı diplomatik kazanımlar için, pragmatik hesaplar ve ABD çıkarları için evlatlarının işgalcilerle birlik olmasını, onlara destek olmasını, dolayısıyla Afganistan’a gitmesini kabul etmez.
- Bu halkın dili sadedir, politik değildir. Manevralardan, kıvırmalardan iki ileri bir geri politikalardan hoşlanmaz. ABD ile stratejik ortaklığın adı halk lugatında “efendinin kahyalığını yapmak” olarak ifade edilir. Halk kahyaları sevmez er yada geç mahkum eder.
- Politikada “uluslar arası konjektöre göre hareket etmek” tabiri halk dilinde “ gavrun kılıcını çalmak” olarak bilinir. Halk konjektörü değil, hakkı hakikati ve adaleti esas alır.
- Bu halk fırsatcı, kapkaçcı, hilekar, düzenbaz, pastadan pay kapmaya çalışan tilkileri değil, onuruyla yaşayıp, onuruyla ölen Aslanları sever.
- Bu halkın DNA sında üç kuruş için onurunu satmamak vardır. Açlık pahasına, yokluk pahasına, inandığı doğrular için direnmek karşı koymak vardır. Allah’tan başka kimseye kul köle olmamak vardır.
- Bu halkın DNAsında dini Allah’a has kılmak vardır. Amerika’nın razı olduğu Amerika’ya sığınan müslümanı değil; Allah’ın razı olduğu Allah’a sığınan müslümanı sever. Din tacirlerinden nefret eder menfaati için dini kullananlardan tiksinir.
Toplum psikolojisinin güdüleme yöntemlerini kullanarak sembolik çıkışlarla halkın iltifatını celbedip, toplumun ahlakıyla, değerleriyle izzetiyle, kimliğiyle oynamak, kapitalist sermayeyi ilahlaştırıp, menfaatçiliği teşvik edip; onur, namus, şeref, haysiyet gibi ulvi duyguları öldürerek, üç kuruş için herşeyini satan insanlara, menfaati için hürriyetini feda eden toplumlara benzetmeye çalışmak, onların zihinleri, bedenleri ve sömürü sistemlerinin çarkını döndürmek için çalışmak, onlara payanda olmak, ayıptır, günahtır. İnsafsızlıktır. Kendine de halkına da yazık etmektir. Herkes birgün Allah’a hesap verecektir.