Bazı Dâvetçi Müslümanlardan Referanduma Dair Zaruri Açıklama
 

Gündemin, şirk sistemi içinde görece özgürleştirme amaçlı kısmî anayasa değişikliklerine kilitlendiği ve neredeyse bütün toplum kesimlerinin bu değişikliklere verilecek oyun rengini tartıştığı bir konjonktürden geçmekteyiz. Çeyrek asırdır birçok Müslümanın ve tevhidî uyanış öbeğinin savrulmasına yol açan uzlaşma ve sisteme entegrasyon riski, bu referandum vesilesiyle artık kapımıza kadar gelip dayanmış bulunuyor. Giderek daha güçlü esen demokratikleşme rüzgârı, bütün bu süreçlerde savrulmadan ayakta kalabilen tevhidî kesimi de sarsmaya başladı.

Bu gidişin, bizi cahiliye toplumunu ve sistemini Kur’an’la kökten değiştirme hedefimizden uzaklaştırarak, sistem içi değişimlere eklemleme riski taşıdığına ve toplumun tevhidî dönüşümünü ve sistemi değiştirmeyi hedefleyen inkılâbî ruhu yok edeceğine dikkat çekiyoruz. Sonuçta bu gidişin, tâğutî sistem, onun şirk anayasası ve kurumları ile ilişkide zaaflara yol açacağını, onlara gönüllü itaati ve uzlaşmayı reddeden, onlardan berâetini ilan edip uzaklaşmayı zorunlu kılan akîdevî ilkeleri flulaştıracağını hatırlatıyoruz. Bireysel ve toplumsal hayatın bütün alanlarında itaati ve kulluğu sadece Allah’a tahsis eden tevhidî duruşu zedeleyeceğini, Kur’anî daveti gölgeleyeceğini, Kur’an’la hayatı ve toplumu yeniden inşa etmeyi hedefleyen devrimci bilinci yok edecek eğilimlerin yaygınlaşmasına yol açacağını fark etmeye çağırıyoruz.

Bizler, bu ülkede tevhidî davet ve vahye şahidlik sorumluluğunu taşıyan davetçi Müslümanlar olarak, tevhid, adalet ve temel haklar mücadelemizi, tavizsiz ve uzlaşmasız bir ilkeli tutumla ve itaati sadece Allah’a tahsis ederek sürdürmemiz gerektiğine inanmaktayız. Toplumu tevhidî ölçülerle dönüştürmeyi amaçlayan, davet, şahidlik ve eğitime dayalı İslâmî inşa mücadelemizi, Kur’an’ın belirleyiciliğinde, Resulullah’ın (s) mücadele sünneti ve ilk Kur’an neslinin örnekliği çerçevesinde ortaya konmuş bulunan yoldaki işaretleri takip ederek sürdürmek imanî sorumluluğumuzdur.

İşte böyle riskli bir süreçte, tevhidî duruşun temel ilkelerini hatırlatıp, Kur’an ve sünnet ölçüleri içinde tekrar düşünmeye vesile olmak amacıyla bu açıklamayı yapmak zaruretini duymuş bulunuyoruz.

Bu temel duyarlılıkla, anayasa ve referandum konusundaki yaklaşımımızı açıklamak istiyoruz:

1 – Bizler, tağutları reddedip sadece Allah’a ibadet/itaat etmek üzere yaratılmanın bilincinde olan ve hayatı vahiyle inşa etme sorumluluğunu taşıyan Müslümanlar olarak, Kur’an’ın belirlediği perspektifle olayları değerlendirmek durumundayız. Tevhidi bakış açımızla, ilahi vahye dayanmayan, heva ve zan ürünü hiçbir yasa ve anayasayı meşru saymadığımızı, ilahi vahyi esas almayan hiçbir anayasanın, kısmen ya da tamamen yapıcısı konumunda bulunamayacağımızı beyan ediyoruz. İlahi vahyi dışlayarak ve Allah’a rağmen icra edilen seküler yasa yapıcılık işlevine, aktif olarak katılmanın meşru olmadığına inanıyoruz. Tevhidî mücadele yönteminin Mekke’de ilk Kur’an neslince ortaya konan örnekliğinde de, şirk sisteminden tam anlamıyla berâetin, uzlaşmazlığın ve itaatsizliğin esas alındığını unutmamalıyız. Bizimle mukayese bile edilmeyecek çok zor şartlar altında bulundukları halde, Resulullah’a yapılan devlet başkanlığı tekliflerinin bile hepimizi bağlayan muhteşem bir örneklik sergilenerek reddedilişi ve hiçbir şartta şirk sistemiyle uzlaşmaya yanaşılmaması üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyoruz.

2 – Bugün geçerli olan anayasa, “neredeyse bütün maddelerine seküler, ulusalcı, Kemalist resmi ideoloji sinmiş, devletin niteliğini; “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” ve “başlangıçta belirtilen temel ilkelere (Atatürk ilke ve inkılaplarına) dayanan”, “laik”, “demokratik”, “sosyal” bir “hukuk” devleti olarak belirlemiş ve bu durum “değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” kaydıyla mutlaklaştırılmış tâğutî bir anayasa hüviyetindedir. Bu Anayasa, başlangıç bölümünde “laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”nı, 24. maddesinde ise, kimsenin “Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma…” amacı güdemeyeceğini hükme bağlamış, İlâhî vahye dayalı anayasa ve yasa yapmayı reddedip suç saymış ve İslâmî hayat tarzını dışlamış olan şirke dayalı bir anayasadır. Bu sebeple, Müslümanlar olarak mevcut anayasayı da, onun şirke dayalı niteliğini koruyarak ve İlâhî vahye düşman hükümlerini muhafaza ederek yapılan kısmî değişikliği de meşru görmemiz, oyumuzla destekleyip sahiplenmemiz mümkün değildir.

3 – Referanduma sunulan değişiklik, bu anayasanın vahye aykırı, hatta karşıt olma niteliğini koruyarak, var olan oligarşik bürokratik despotizmi çok kısmî bir biçimde geriletmeye kapı aralama ile bazı hak ve özgürlükler alanında cüz’i değişiklikler yapmayı hedefleyen birkaç düzenlemeden ibarettir. Sonuçta, yapılan bu değişiklikler mevcut anayasanın içine monte edilecek ve daha önce var olan İslâm karşıtı maddelerle birlikte işlev görecektir. Mesela değişiklik paketinde yer alan maddelerle, egemen şirk sisteminin ilahlaştırılan kurumlarından olan Anayasa Mahkemesi ile HSYK, üye yapısı ve üye seçimi değiştirilerek yeniden yapılandırılmaktadır. Halkın “evet” ya da “hayır” oyları vermek suretiyle icra edeceği teşrî’ ile yeniden kurulan bu kurumlar, Allah’ın hükümleriyle değil, İslâm karşıtı laik ve Kemalist anayasa ve yasalarla hükmetmeye devam edeceklerdir. Kimi Müslümanların da oylarıyla onaylanan ve yeniden yapılandırılan AYM, çıkarılacak yasaları, mevcut İslâm karşıtı laik ve Kemalist anayasaya uygunluk açısından denetleyecektir.

4 – Sivillerin ve halkın tamamının yaptığı bir anayasa bile olsa ve özgürlüklerin önünü bugünkü değişiklikten de daha fazla açsa, temel haklara daha fazla riayet etse, yine de biz İlâhî vahyi esas almayan bir anayasaya oy veremeyiz. Gasp edilmiş bütün haklarımızı iade eden ve halkın sivil iradesinin ürünü olan liberal, demokratik, özgürlükçü laik bir sivil anayasa hazırlandığında da evet oyu verip desteklemeyi doğru bulmuyoruz. Allah’ın iradesini, anayasa ve yasa yaparken teslim olunması gereken nihai otorite olarak kabul etmeyen hiçbir anayasa düzenlemesini meşru göremeyiz ve asla oy vererek şirke dayalı teşrî’ye iştirak edemeyiz. Çünkü, ne kadar özgürlükçü olursa olsun, cahiliye toplumu tarafından, İlâhî vahyi dışlayarak hazırlanan sivil anayasalar da sonuçta, bilmeyenlerin hevasının ürünü seküler tâğutî anayasalardır. İster kısmî değişiklik, isterse bütüncül şekilde yeniden anayasa yapma olsun fark etmez.

Biz Müslümanlar, Allah’ın tüm kullarına tanıdığı temel hakların en mütekâmil güvencesi olacak ve tüm insanların, halkların imtihan dünyasında kendilerini özgürce gerçekleştirme imkânı bulabilecekleri adalet ve hukuk ortamını sağlayacak olan İlâhi vahye dayalı İslâm anayasasını savunuyoruz. Şiddete dayanmayan, merhameti, adaleti ve herkesin cennete gitmesi için çırpınışı temsil eden tevhidî davet, şahidlik ve eğitim çabalarımız sonucunda Kur’an’la toplumsal inkılabı hedefleyen tevhidî daveti temsil ediyoruz. Bilmeliyiz ki, ya Allah’ın vahyi, Kur’an’ın hükümleri ölçü alınarak meşru bir anayasa yapılacak ya da bunun dışında bilmeyenlerin heva ve zannının ürünü bütün anayasalar ne kadar özgürlükçü olurlarsa olsunlar tâğutî olmaktan kurtulamayacaklardır. Müslüman için, yasaları ve anayasaları yaparken, hukuku, hakları belirlerken; vazettiği hudut, ölçü, emir ve istekleri mutlak anlamda esas alınıp belirleyici kılınması gereken nihai otorite ve nihai hüküm sahibi sadece Allah’tır.

5 – Bugün içinde yaşadığımız toplum İslâmî bir toplum hüviyetinde değildir ve bu sebeple de güç laik kesimlerdedir. Bu yüzden, laik anayasalarını onlar yapacaklar ve bizim de Rabbimizce lütfedilen fıtri, insani temel haklarımızı güvence altına almak sorumluluğunu taşıyacaklardır. İslâmî sistemde gayrimüslimlere tanınan bütün hak ve özgürlükleri, onların da laik sistemlerinde bize tanımalarını isteyebiliriz. Ancak bu konuda yapılacak görece olumlu değişiklikler hatırına laik anayasalarının yapılmasına iştirak edemeyiz. Bizim tevhidî davetimize toplum icabet eder ve özündekini değiştirirse, o zaman İslâm toplumu oluşacak ve Allah da toplumun siyasi durumunu değiştirecektir. Bu durumda İslâmî toplum, yapacağı İlâhî vahye uygun anayasada, Müslüman olmayan tüm kesimlerin, hepsinin de Rabbi olan Allah’ın lütfettiği temel haklarını tek taraflı olarak tanıyıp güvence altına alacaktır.

6 – Bizler, Kur’an’la toplumsal dönüşümü hedefleyen tevhidî davetçiler olarak, referandumda ortaya çıkan, zulumatın/karanlıkların “hayır ve boykot” çizgisindeki koyu tonlarından da, “evet” çizgisindeki görece özgürlükçü gri tonlarından da çok ilerdeki bir konumu, Kur’an’ın aydınlığını temsil sorumluluğunu taşımakta ve insanları bu aydınlığa davet etmekteyiz. Sistem içindeki değişim mücadelesinde, değişime karşı çıkan statükonun “hayır”cı zalim temsilcileriyle, görece özgürlükçü kesimlerini aynı kefeye koymasak da, bizatihi şirk anayasasını fiilen yapmaya katılamayız. Sistem içi görece özgürleşmeyi temsil eden “evet” oylarının fazla çıkmasını, zalim statükonun sürmesini, darbe anayasasının devamını temsil eden “hayır” oylarına galip gelmesini halk açısından sistem içi görece olumluluk olarak değerlendirmekteyiz. Bu durumu, tevhidî bilinçten yoksun halkın görece adalet ve özgürlük arayışı olarak değerlendirmekle beraber, İlâhî vahyi dışlayan bir yöntemle söz konusu değişimi yasalaştırmayı sistem içi değişimcilere bırakmalıyız. Çünkü tevhid davetçileri olarak bizler, görece özgürlük arayışıyla zulümatın/karanlıkların (şirkin) koyu tonlarından kaçarak gri tonlarına gelen bu iyi niyetli kitleleri, hakka dayalı adaleti ve gerçek özgürlüğü bulacakları Allah’a teslimiyete (tevhide) ve Kur’an’ın aydınlığına çağırma konumundayız. İşte bu özgün konumumuzu ve tevhidî çağrımızı her şartta koruyarak, her vesileyle bir daha gündemleştirmeye çalışmalıyız.

7 – Egemen zalim sistemin darbe anayasasında kısmî bir değişiklikle despotizme çok cüz’i de olsa geri adım attırarak, sistemi görece özgürlükçü gri bir kulvara taşımak isteyen değişiklik çabalarına bile karşı çıkıp “hayır” kampanyası yapanlar, ne pahasına olursa olsun statükoyu sürdürmek isteyen zalimlerdir. Sistemi benimseyip de sistem içi değişime “hayır” diyenler, temel hak ve özgürlükleri yok eden ve oligarşik kurumları, bürokratik zorba kadroları halk iradesine egemen kılan despot darbe anayasasını ısrarla sürdürmek isteyenlerdir. Ergenekonvari derin devlet çeteleri, faili meçhulcüler, işkenceciler ve derin devlet katilleri ile statükonun ve resmi ideolojinin bağnaz savunucusu olan, asker ve yargı bürokratlarının halk iradesi üzerindeki vesayetinin devamından çıkar uman siyasi partilerdir. “Boykotçu”lar ise, “hayır”cılar gibi laik seküler tâğutî sistemden yana oldukları halde, yapılan değişiklikte kendi talepleri dikkate alınmadığı için sandığa gitmeme çağrısı yapanlardır. Şirk anayasasında görece özgürleşmeyi ve despotizmi kısmen geriletmeyi isteyen sistem içi değişimciler ise “evet” çağrısı yapmaktadırlar.

“Hayır”cıların bu derece kötü bir konumu ve despotizmin, zulmün devamını, halka ve değerlerine ihaneti temsil etmelerinden, değişikliğin de görece bir özgürleşmeyi temsil ediyor olmasından etkilenerek, tevhid davetçilerinin de “evet”çi safa eklemlenmesi doğru değildir. Bizler Kur’an davetçileri ve vahyin şahidleri olma sorumluluğunu omuzlarında taşıyan muvahhidler olarak, mevcut anayasasının şirke dayalı niteliğini koruyan ve İlâhî vahyi esas almayan değişikliğe “hayır” ya da “evet” oyu vererek teşrîî işlev görmeye, yani yasa yapmaya iştirak edemeyiz. Aksi bir tutum, temel tevhidî ilkelere aykırı olmanın yanında, tebliğin muhatabı olan halka daha sonraki süreçte tevhidî daveti götürmede zaaflı ve tutarsız bir duruma düşülmesine de yol açar.

8 – Bizler, Kur’an’ın karanlıklardan aydınlığa, sömürü ve zulümden adalete ulaştıracak ve âhirette kurtuluşa taşıyacak mesajının belirlediği özgün, örnek konumda bulunmak sorumluluğunu taşımaktayız. Cahiliye inanç, ideoloji ve sisteminden berâetimizi ilan ederek, Resulullah’ın ve eğittiği ilk neslin örnekliğinde çağımızın Kur’an toplumunu oluşturmayı ve bu tevhidî ümmet nüvesinin öncülüğünde ümmeti vahiy ölçüleriyle yeniden inşa etmeyi ve İslâmî adalet sistemini kurmayı temsil bilinciyle hareket etmeliyiz.

İşte bu tespit ve hatırlatmalarımızın ışığında, bütün tevhidî uyanış öbeklerini ve başta öncü İslâmî şahsiyetler olmak üzere bütün davetçi Müslümanları, özgün İslâmî konumumuzu terk edip sistem içi değişime eklemlenme riskinden korunmaya, taktik ve konjonktürel tutumlarla tevhidî stratejik yürüyüşümüze zarar vermemeye çağırıyoruz. Tâğutları reddetmek, Allah’ın hükmüyle hükmetmek gibi vahyî ölçüleri, tevhidî ilkeleri ve halkın, ezilenlerin kurtuluşu için tek alternatif olma anlayışını ve bununla tutarlılık arz eden özgün konumu her şartta korumaya çağırıyoruz. En şerefli görev olan tevhidî davetle yetinmeye ve Kur’an davetçiliği kimliğimizi gölgeleyecek olan, sistem içine ve sistem içi değişime dair davetlerden uzak durmaya çağırıyoruz.

 

Ahmed KALKAN (Basiret Dergisi) - Ahmet Turgut ULUCAK (Vuslat Dergisi) –
Ahya ARAS (İktibas Dergisi) - Ali KAÇAR (Genç Birikim Dergisi) – Ali YACEL (KALEM-DER) – Bülent KOCA (İLKAV) – A.Burak BİRCAN (İktibas Dergisi) - Coşkun UZUN (İslami Düşünce Enstitüsü) – Faruk KÖSE (Yazar) – Ferid AYDIN (Yazar) – Hakan AKSU (HAY-DER) –
Halim YAZICI (Endülüs Derneği) – Hamza ER (Basiret Dergisi) – Harun ÜNAL (Basiret Dergisi) –
Hüseyin ALAN (ÖZGÜN-DER) – Mehmet PAMAK (İLKAV) - Mevlüt AKBAL (BİRNESİL-DER) – Murat Kurtuldu (Kur'an Nesli Dergisi ) - Mustafa TERZİOĞLU (Asır Derneği) –
Necmettin IRMAK (İnsan Eğitim Derneği) – Ömer EKŞİ (Gençlik Derneği) –
Rukneddin USTA (HAK-DER) - Sabiha Ateş ALPAT (ZEYNEP-DER) –
Şükrü HÜSEYİNOĞLU (Kur’an Nesli Kültür Merkezi) – Yakup DÖĞER (Kardeşlereli Derneği)

    Y O R U M L A R
 
  Amr 09.09.2010 06:58:45


Selam hidayete tabi olanlaradır.
doğan kardeş senden tekrar düşünmeni isterim eğer ki Allah ın rızasını istiyorsan.basit düşünüyorlar derken bence aksine sen bu hatay düşmüşsün. İnsanlara hayat nizamı sunmak,hayatına kurallar koymak yani egemenlik konusunda bir 'Demokratik' seçime katılmak yani yaşanan hayattaki egemenlik hakkını Allah tan alıp başka her hangi bir şahıs-kuruma vermekle,apartman toplantısında apartmanın boyası-mantosu-dış cephesi hakkında karar belirtmek veya birilerine yetki vermenin ne kadar ilgisi olabilir bence tekrar bi düşünelim.Bir de mevzu T.C değil,sonuçta trafik kuralları da T.C ye bağlı diyerek bir örnek vermek istiyorum,malum olmuştur inşallah ne demek istediğim.
NOT:hayatımda hiç apartman toplantısına katılmadım,bilmiyorum burada bi rmüslümanın akidesini etkileyecek şeylerle ilgili kararlar alınıyor mu bilemiyorum.sanıyorum şöyle kararlar ya da oylamalar yoktur
-Apartmanın resmi ideolojisi-dini ne olsun
-Apartmanın kanunları neye göre belirlensin
-Apartmanda türban yasaklansın mı
-Apartmanın amentüsü neye göre belirlenecek vs vs..
Eğer bunlar varsa bunlara da katılmak Allah ın razı olduğu bi amel olmaz.
İsabet ettiysem Allah ın lutfudur,hatalar da benim nefsimden ve şeytandandır.Allah tan önce kendime sonra tüm insanlığa hidayet diliyorum.
 

  Amr 09.09.2010 04:35:42
Yerine Oturmuş

Allah ın selamı hidayete tabi olanlaradır..Gerçekten yerinde ve zamanında yapılmış güzel ve itinalı bir yazı olmuş ben şahsen beğendim.Allah emeği ve ismi geçenlerin ecrini en güzel şekilde verecektir.
Ayrıca nick i ile yazan Allah kuluna sadece şunları sormak istiyorum Müminleri farklı çaışma şekillerinden dolayı,onları tekfir etme sapıklığına kendilerini kaptımış olan samimi gençlere Birçokları bilmeden keyfi arzularına uyarak insanları yoldan çıkarırlar cümlesini net olarak anlayamamakla birlikte; eğer ki kastınız egemenlik sadece Allah ın olsun diye beyanatta bulunan insanlar ise haddinizi aşmayın yeryüzünde büyüklük taslamayın yukarıda Allah herşeyi görüyor kaydediyor 'aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz meseleler' hakkında da hükmü ahiret günü Kendisinin vereceğini kitabında ahdetmiştir zaten.Ayrıca tekfir hastalığından kasıt eğer ki haricilik ise bilindiği üzere hariciler 'cehennem köpeği' olarak tanımlanmıştır Rasulullah sav tarafından..Tekrar düşünün acaba harici tavrı kimdedir?Yalnızca Allah ın hakkı olan teşri-egemenlik hakkını insanlara verecek olan kulları güzel bir üslupla hakaret etmeden en güzel biçimde uyaran bu kullarda mıdır yoksa bu insanlara hasta diyen ve bir çırpıda bu insanları cehennemin köpeği yerine koyan sizde mi?
Tekfir etme sapıklığından kastınız haricilik değilse hakkınızı helal edin.
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun..
 

  POLAT 09.09.2010 03:36:42


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Düne kadar neyi savundunuz ve neyi idda ettiniz şimdi nerelere geldiniz bu geriye gidişin vebalini asla izah edemezsiniz akletmiyenler nasılda hüsrana uğruyor değilmi bu hasleti yitirdiniz artık sistem sizi nasılda oyuna getirdi Allah sizi bildiği gibi yapsın. polat
 

  doğan 09.09.2010 02:04:41
s.a.

s.a.
yazılan yorumları okuduğumda ben bu konuda hayır veya boykot diyerek konunun dışında kalmayı düşünenleri çok basit ve kolaycı düşünüyor diye düşünüyorum. çok basit bir apartman yönetimi toplantısında bile ( ki bu t.c. nin anayasalarına göre yapılmaktadır ) özelde bizlerin genelde müslümanların hayrına olacağını düşündüğümüz oylama ve seçimlerde rol alırız ama tc nin red ettiğimiz kanunlarını seçmekte dışarıda olmayı düşünürüz. bu tezattır. insanoğlu etrafında olan konularda kayıtsız olamaz olmamalıdırda müslümanların hayrına olacağını düşündüğü konularda evet demelidir. vesselam. kalın sağlıcakla.
( ve ayrıca lütfen tekfircilerden olmayalım , bu sitelere girerek okuyan kişilerin en azından islamın temel konularında aynı düşünen insanlar olduğunu unutmayalım )
 

  Recep Çakmak 08.09.2010 04:30:05
Rejimin Dışındayız

'Bu benim dosdoğru olan yolumdur, şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.'Enam suresi6/153 , Bir mümin hakimiyeti la ilahe illallah ile yüce rabbimizin hükmünü kabul ederek islama girmiş olur yukardaki ayette belirttiği gibi bizim dosdoğru yolumuz kuran ve sünnettir.Biz her zaman tağut i rejimlerin karşısında olduğumuzdan böyle bir 'hayır evet' oyununa gelemeyiz.Tevhidi Müslümanlar bu gibi konuların dışındadır.Evet veya Hayır demek rejimi benimsemektir.
 

  yusuf çavuşoğlu 07.09.2010 02:57:00
koloy bir yöntem

gelin bu diktatörlük ve şirk düzenine bir gol atalım.onunla uzlamaya asla yanaşmayız ama kimseye söylemeden gidip oyumuzu evet diye atalım.böylece hem sitemdışı duruşumuza zarar vermemiş oluruz hemde zalimlerden uzaklaşarak yeni yarınlara dogru alternatif bir kapı aralamış oluruz...
kimse duymasın diye yazdım...
 

  abdullah 07.09.2010 02:52:31
unutmayalım

bu anyasa degişmezse bu zulüm bundan daha şidetli olarak devam edecek . sizlerde elinizde imkan varken buldugunuz bahanelerle degişikliği engellediğiniz için bu zümün devam etmesinden yana oldugunuz için hesaba çekileceksiniz.gelin hesabımızı kolaylaştırcak davranışlarda bulunalım.bu zulüm siteminin tüm kurumlarına HAYIR yetmeyecek ama bir başlangıç olacak anayasaya EVET DİYELİM .boykotun hayırcıların yani bu zulüm sisteminin devamının işine yaradıgını unutmayalım.durdugumuz yer nereye yakın bir bakalım
 

  hüseyin 07.09.2010 02:33:54
daha fazla tefekkür...

rabbim kardeşliğimizi arttıracak amel ve eylemler yapmamızda yardımcımız olsun...
bildirinizde endişe olarak hassasiyetinize katılıyorum inşaallah duruşumuz kavi olur lakin yönteminizi yanlış buluyorum.hayır diyenler bu zulüm düzeninin degişmesini istemeyenler, evet diyenlerse zulmün şiddetinin azalmasından yana olanlarburası bellide boykotun sonucunda ne degişecek.yani anayasa böyle devam ettinmi degişsinmi sorusunuda boykot kararındakiler bu anayasa aynen devam etsin demiş oluyorlar.bu zulüm degilmidir. yapacak birşeyimiz varken ben yeterli bulmuyorum demek dogruyumu destekler yanlışımı.zulme ugramış birisinin hakkını alabilme ihtimali sizleri niye rahatsız etsinki.gelin birdaha düşünelim yeni anayasa zulüm sisteminimi güçlendirir yoksa mazlumlarımı?
herkez konu için Yusuf a.s. yönetim konusunu örnek vermiş fakat kardeşi Bünyamini yanında tutması için yüküne bir eşya koyan kendisi degilmiydi.ayette de ... bu kıralın kanunlarına göre ancak böyleydi... denmiyormu. sizler YUSUF a.s. yerinde olsaydınız ne yapacaktınız. ya onun gibi yada özür dilerim affedin bunu yazdıgım için bir Peygamberede mi din ögretecektiniz.
Efendimizin kabede putlar varken tavafına, mekkeye girerken bir müşriğin emanına girmesine , medinede yahudilerle anlaşma imzalamsına ,habeşistana adil bir kıral vardiye dostlarını yollamasına ... daha çogaltılabilir ama düşünenler için yeterlidir.
bunlar bizim
KURAN VE SÜNNET İLKELERİMİZDE YOKMU.
bunlar sistemi kabul etmekmi angaje olmakmı eklemlenmekmi?iyilik ve adalet yolunda bizden olmayanlarla birlikte olamayızmı ?lütfen bir daha düşünün herhangi bir şartlanmayla degil sırf ALLAH'ın yardımına giden yolda bir eksik bırakmamak adına .
duaların en güzeli hepimizin üzerine olsun .bizleri kardeş ilan eden RABB'imize hamdolsun.mücadelemiz ve saflarımız kuvvetli olsun...
 

  b.y 07.09.2010 02:04:49
sapkınların yolu

De ki; Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda gerçeğe aykırı aşırılıklara kapılmayınız, sizden önceki dönemlerde sapıtmış, bir çoklarını saptırmış ve düz yolu şaşırmış kimselerin keyfi arzularına uymayınız . Burada hitap Hz. Peygaber'e (s.a) ise de, onun kanalıyla tüm müminler de bu hitabın muhatabıdırlar. Dindar kişiler, ilk günden beri aynı olan ve bugün de aynılığını devam ettiren Gerçek Din'de parçalanmalara yol açarak bölük bölük olanların yoluna uymamalıdırlar. Gerçek Din'in temel ilkeleri şunlardır: 1) Yalnızca Allah tüm Kâinatın İlâhı ve Rabbidir. 2) Sıfatlarında, güç ve kudretinde ve haklarında kimse O'nun dengi ve ortağı tutulamaz. 3) Tüm insanların dünyada yaptıklarının hesabını vereceği bir başka alem kurulacaktır. İnsanlar hayatlarını, Allah'ın elçileri ve kitapları aracılığıyla öğrettiği bu temel ilkeler çerçevesinde düzenlemelidirler. İnsanın yeryüzü hayatına başlayışında bugüne, insanlığa verilegelen Gerçek Din budur. Sonradan ortaya çıkan farklı dinler ve mezhepler ise çeşitli zamanlarda çeşitli toplulukların Gerçek din'de yaptığı değişikliklerin sonucudur. Bu topluluklardan bazıları bu Din'e 'orijinalite' adına eklemelerde bulunmuş; bazıları tutkuların doyurmak için onda değişiklikler yapmış, daha başkaları ise aşırı saygılarından dolayı ona değişik şeyler katmışlardır. Sonra, kendi vehim, düşünce ve felselerini karıştırarak bu Din'in itikadî özünü bozmuşlardır. Hükümlerine kendi uydurmalarını (bid'at) ve kendi yaptıkları kanunları katarak, kılı kırk yarma ve ayrıntılardaki farklılıklarını büyütmekle kurallarını bulandırarak ve önemli yanlarını önemsizleştirip daha az önemli yanlarına ise gereğinden fazla önem vererek de değiştirmişlerdir onu.Müminleri farklı çaışma şekillerinden dolayı,onları tekfir etme sapıklığına kendilerini kaptımış olan samimi gençlere Birçokları bilmeden keyfi arzularına uyarak insanları yoldan çıkarırlar. Hiç kuşkusuz Rabbin sınırı aşanları herkesten iyi bilir. ilahi buyruğu hatırlatmak isterim..
 

07.09.2010 05:27:28
Onay Bekliyor      07.09.2010 05:27:28


Onay Bekliyor
 
 

  hanzala 06.09.2010 05:39:46
BU İŞİ KİABINA UYDURMAKTIR !!!!

esselamun aleykum ve rahmetullah ve berakatuhu....Allahın hıdayetı uzerımıze olsun ınsallah...ısmnını belırtmeyen bır kardesımız daha işi kıtabına uydurmaya çalısmakta ne yazıktır...!!!ey kardesım lafları egıp bukuyorsunuz olmadık kıyaslamalar yapıyorsunuz...ben derım sana kardesım ..1 kez daha dusun ALLAH KATINDA HESAP VERECEKSIN...sen evet ve hayırdan sorumlu deılsın sen musluman kımlıgının sorumlulugundasın ey kardesım...evet bız bu surecte bır tarafız bız ıslamın tarafındayız ..esselam
 

  murat özel 06.09.2010 05:19:54
LAİLAHEİLLALLAH

Açıklamayı yapan mehmet pamak hocam ve değerlerini tevhidle kazanan hocalarıma ALLAH sizlerden razı olsun hevasına uyup müslümanları yanıltan demokrat inananlara balyoz gibi bir tebliğ yapmanız çoğunluğu kızdırmış olabilir kınayıcıların kınaması sizler için önemli olmayacaktır ALLAH IN rızası sizi için önem arz etmektedir ALLAH yar ve yardımcınız olsun duruşunuzdan taviz vermemeniz bizleri daha güçlü kılacaktır .
 

   04.09.2010 05:10:08


Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. Benimsesin benimsemesin, tüm insanları, adalet gölgesi altında yaşatmayı üstlenmiş ve taraftarlarına -kin ve düşmanlık duydukları insanlara karşı bile bu adaleti, Allah için uygulamayı farz kılmış olan bu din, bu prensipleri sebebiyle tüm insanlığa gönderilen evrensel son dindir.Değerli ilkavlı abilerim ve bildiride adı geçen hocalarım,yüce rabimiz iman idasında bulunan kullarından katıksız adaletl ile davranma zorunluluğunu getirmiştir..Cahili bir toplumda yaşadığımızın bilincindeyim,80 yıldan beri ülkenin tağuti yasalarla idare edildiğininde ve halen bu şekilde devam ettiğini biliyoruz,ancak değerli abilerim;bu halk oylaması tekrar bu yasaların uyulanıp uygulanmayacağı ile ilgili bir şey değildir...BU BİR SAVAŞTIR,islam düşmanı etö akp üzerinde islama ve müslümanlara saldırıyor,müminlerin bu savaşta taraf olma zorunluluğu vardır,siz sizin gibi düşünmeyen müminleri tekfir ve taciz etme hakına sahip olduğunuzu kabul etsek bile,islamın bu konudaki tarihi ve evrensel ilkelerine bağlı kalma zorunluluğu vardır... sizlere islam tarihindeki bir olayı hatırlattıktan sonra bir-iki sorum olacak:Rahman Rahim olan Allah?ın adıyla 1- Elif, Lâm, Mîm. 2- Rum (orduları) yenilgiye uğradı. 3- Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir.(1) 4- Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, bundan sonra da emir Allah'ındır.(2) Ve o gün mü'minler sevineceklerdir.(3) 5- Allah'ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. 6- (Bu,) Allah'ın vâdidir; Allah vâdinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler. İbn Abbas'tan, diğer sahabe ve tâbiun'dan rivayet edilenlere göre, Bizans'la İran arasındaki bu savaşta müslümanların Bizans'ı, Mekkeli müşriklerin de İran'ı tuttukları ortaya çıkmaktadır. Bunun birçok sebebi vardır. Birincisi, İranlılar bu savaşa Mecusilikle Hıristiyanlık arasındaki bir savaş havası veriyorlar ve bunu siyasî bir fetihden çok Mecusiliği yayma aracı olarak kabul ediyorlardı. Kudüs'ün fethinden sonra Hüsrev Perviz, İmparator Herakliyus'a yazdığı mektupta bu zaferi Mecusiliğin doğruluğunun bir delili olarak kabul ettiğini belirtmektedir. İlke olarak Mecusî inancı, Mekkeli müşriklerin inancına benziyordu, çünkü Mecusiler de tevhidi inkâr ediyor, iki ilahın varlığına inanıyor ve ateşe tapıyorlardı. İşte bu nedenle Mekkeli müşrikler savaşta onların tarafını tutuyorlardı. Bunların aksine Hıristiyanlar, tek tanrı inançları ne denli tahrif olursa olsun bir tek Allah inancını dinin temeli olarak kabul ediyor, ahirete inanıyor, vahy ve risaleti, hidayetin kaynağı olarak kabul ediyorlardı. Yani, onların dini ilke olarak İslâm'a benziyordu. İşte bu nedenle müslümanlar, doğal olarak onların tarafını tutuyor ve putperestlerin kendilerine hakim olmasını istemiyorlardı..soru1__sizler bu tarihi olay karşısında kendinizi nasıl sorumlu görüyorsunuz.soru2_bizansın başarısına sevinen müminler tağuti bizans sistemiyle birlikte politizemi oldular..allahın selamı üzerinize olsun
 

  muhammed emin tombak 04.09.2010 04:35:13
b.y kardeşe hitaben

sayın b.y siz hz. yusuftan Hz musadan örnek vermeye çalışmışsınız. çalışmışsınız diyorum çünkü verdiğiniz örnek sizin düşüncenize göre değiştirilmiş bir örnektir. yani doğru değildir. hz. yusuf islami hükümlerle hükmetmiştir firavun hz yusufa karışmamıştır. hz yusufa zapena penaya (büyük kurtarıcı) adını vermiştir. yani hz yusuf firavunun hükümleriyle hükmetmek zorunda KALMAMIŞTIR. İSLAMİ HÜKÜMLERLE HÜKMETMİŞTİR. İYİ ARAŞTIRMA YAPMADAN KULAKTAN DOLMA BİLGİLERLE KARŞIMA ÇIKMAYIN SİZİ KUR'AN VE SÜNNETLE EZER GEÇERİZ. Hz Musaya gelince Hz musa sarayda büyümüştür amma firavuna boyun eğmemiştir. davetini yapmış ve en sonunda inananlarla birlikte hicret etmiştir. peygamberimize de gel başımıza geç hükümdar ol dediler ama o kabul etmedi. ümmeti işkence çekerken o kabul etmedi. halbuki kabul edip yavaş yavaş demokratik yöntemlerle islamı getirebilirim diye düşünebilirdi. ve böylece işkenceden de kurtulmuş olurlardı amaa peygamberimizin bildiği bir şey var İSLAM ANCAK ALLAH'IN İSTEDİĞİ METODLA GELEBİLİR. İŞTE BU NEDENLE BU KADAR İŞKENCEYE GÖZ YUMDULAR. AÇLIK ÇEKTİLER. BİRAZ KUR'AN VE SÜNNETİ ARAŞTIRIN SONRA BİZİMLE TARTIŞMAYA ÇALIŞIN ilkavın sözleri senin için değersizse SENİN SÖZLERİN DE BENİM İÇİN O KADAR DEĞERSİZDİR. BİRAZ EDEPLİ OLUN VESSELAM
 

  yalcin icyer 03.09.2010 07:48:43
Bazi hakli girisimler batili mesrulastiramaz

Kararlariza katildigimi acik ifade ediyorum. Bu konuda ki görüslerimi bana yöneltilen soruya verdigiyim cevapla yolluyorum. Bir Sorya Cevap (Referandum da tavırmız ne olmalı?) '??????? ????? ???????? ???????????? ????????????? ????? ???????????? ????????? ??????????? ?????? ??? ????????? ???????? ????????? ???? ??????????? ?????????? 'Bu benim dosdoğru olan yolumdur, şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki korkup sakınırsınız.'Enam suresi6/153 Sevgili Nasrullah! Allah?ın selamı senin ve tüm müslümanların üzerine olsun. Geçen ay Türkiye?de idim. Tanıdğım bütün müslümanlar hükümetin açılım politikasını destekliyorlar. Bununla yapılacak olan doğru şeylerin yanlış olduğunu anlatmak istmitorum Ancak malesef politik oyunlar hep bizi bir noktaya sıkıştırıyorlar ve iki şeyden birirsini tercih noktasında bırakıyorlar. Şu an Türkiyede ki müslümanlar bu noktadadır. Kendilerini bir şeyi isteristemez tercih etme noktasında görüyorlar. Bir akış var bu akışa dur denilemiyor. Peki nasıl hareket etmek gerekiyor? Bu olaya bakış açısına bağlıdır. İnsanlar sahip oldukları bakış açısına göre hareket ediyorlar. Türkiye?de oy kullanan veya kullanmayan müslümaların meseleye şu açılandan baktıklarını düşünüyorum. 1. Türkiye de bir haksızlık yapılmış tam olmasada bu haksılığın kalkması gerekiyor. Burada parti, demokrasiyi kabul edip etmem gibi bir sorun yok şeklinde bakanlar. Haksızlığın kalkması için çaba göstermek gerektiğine inanlar. 2. Müslümasnların ali-cin oyunu ile politize edilmesi ve uğraşmamaları gereken şeylerle uğraştırmak. Neticede bu çatışmalar rejimin sorunlarıdır. Gelecek kanunlarda sistemin yasalarıdır. Bizim kendimize ait yöntemimiz ve ilahi sünnetimiz var. Biz ona göre hareket etmek durumundayız. 3. İslami metodun tahrif edilmesi , demokratik yöntemlerin meşrulaştırılması ve müslümanların taviz vermesinin sağlanması. Bu onların metodudur. Şu an havuç politikası güdüyorlar. Yarın aynı havuç sunucuları ellerine fırsat geçerse tüm müslümanları tankların altına atıp ezerler. 4. Tamamen politize olarak düşünen müslümanların bakış açısı. Yani biz sorunların ancak uzlaşmak ve müdahen-yağcılık veya taviz vermek- etmekle gerçekleşeceğine inanıyoruz. 5. Demokrasiye inanarak ve onun -hernekadar bugüne kadar utopik olarak kalmışsada- hak ve hürriyetlere saygılı olduğunu ve hak ve hürriyet getirdiğine inanan ve aynı zamanda müslüman olduğunu söyleyenler. Şimdi bunları değerlendireyim. 1- Bu katagoride olan müslüman politik yöntemi seçmeyen müslümanların tercihidir. Ve şu anda Türkiye deki kahir ekseriyet müslümanların kullandığı ifadelerdir. Senin bahsettiğin büyük hocalar siyasi manavra yapamıyorlar ve oyuna gelmiş oluyorlar. Şerrin ve beşeri sistemin hayrı olamaz ve ehveni de olamaz. Ama onlara şu noktada haklı görebiliriz, hata yapıyorlar, günah işliyorlar. Çok iyi niyetli düşünsek, rum suresinin başındaki ayetler çerçevesinde haklı görülür ve oy kullandıklarından dolayı tekfir edilmezler. 2- İkinci madde de baktığımızda bu bir mekr-tüzak, oyundur- bu oyuna gelmemek gerekiyor. Yapılan şeylerin güzel olan yerlerini söylemekte bir mahsur yoktur. Ama bu konuda bizim oyuna gelip bize ait olmayan bir katılıma katılmamız gerekiyor. Oyuna gelmiş ve uğraşmamamız gereken gündemle uğraşmış oluruz. Ama bu hiçbir zaman bizi toplumsal olaylardan uzak kalmaya ve onlarla ilgilenmemeye götürmemeli. Ben, illa oy kullanacam ve toplumsal olaylara sessiz kalmayacma diyenlere 'EVET' oyunu verin diyorum. Çünkü insanlar için yapılancak doğru şeyler varsa bunu kim yaparsa yapsın yanlıştır diyemeyiz. Burda söz konusu olan yapılan şeyin doğru olmasıdır ve hakszlığı gidermesidir. Bunu şer ve ehveni şer açısından da değerlendirmek yanlıştır. Burada da şöyel bir tehlike var. Zamanla dördüncü ve beşinci maddede ki insanların durumuna düşüyoruz. Yani ilahi yönteme aykırı olan yöntemleri savunur hale geliyoruz. A.Gül'ün cumhurbaşkanı seçimi sırasında da bu tür tartışmalar olmuştu. Şu tesbiti yapmıştım. Sorun oy kullanıp kullanmama değil, sorun AKP'nin islami manada meşrulaştırılması ve A. Gül'ün meşru ve bizim cumhurbaşkanımız olması noktasına gelmesidir. Maalesef bugün gelinen nokta bu oldu. Artık esas kaçınılması gereken bu iki tehlike hiç mi hiç konuşulmuyor. 3-Müslümanları ilahi yasayı korumak mecburiyetindedirler. Resullerin ençok uyarı aldığı ve kendilerinden sora ummetlerinin en çok yenildiği alanlar bunlar olmuştur. Sırati mustaimi korumak mecburiyetindeyiz. Bu konuda İsra suresi17/73-77 ayetlerine bakabilirisn. O halde bizi Allah'ın bize emrettiği gibi dosdoğru olmak mecburiyetinde olmak durumundayız. 4-5)- Bu iki maddenin yanlışlığı tamamen açık olduğu için fazla bir şey söylem ihtiyacını duymuyorum. Rabbım hak ve batılın tamamen karıştığı bu ortamda bizi sıratı mustakimden ayırmasın. Dinin gizlendiği ve tahrif edildiği bir ortam yaşıyoruz, Maalesef. Düşün ben ıstanbul'da iken taksimde yapılan kardeşlik mitingine katıldım. Korsan olduğunu söylediler. Ha dedim izinsiz birilerinden izin alınmamış müslümanlar karar vermiş ve katıldım. Tabii kendilerini tanıdığım tüm değerli şahsiyetler vardı. M.İslamoğlu, A.Ağırakça, Dilipak, Hamza Türkmen, Rıdvan Kaya, Ramazan Kayhan ve dah nice dostlar. Atılan sıloganlar gayet güzel. Ummet bilincini çağırıştıran söylemler. Sonra düşündüm bu yürüyüş açılım veya referandum için yapılıyor. Kendi kendimi çelişkide gördüm bir an. Gerçi bu yürüyüş , oy kullanma ve referanduma katılmadan ayrıdır. Çünkü toplumsal haksızlıklara sessiz kalamayız. Kur'an'ın Mekki surelerine bakarsak toplumda yapılan haksızlıklara karşı çıkılmıştır. Kızların diridiri öldürülmesi, insanların köleleştirilmesi, kadınların alınıp satılması, fakirlerin ve yetimlerin hörgörülmesi ve hakklarını yenmesi. vs. Bunlarla ilgili bir hayli ayetler vardır. Dolaysıyla toplumda yapılan tüm haksızlık ve adaletsizliklere karşı çıkmalıyız. İslam sadece teorik bir akide yumağı değildir. Sloganik değildir. 'Herşey devlet geilir hall olur' mantığı yanlıştır. O halde biz toplusal olaylara sessiz kalmamalıyız. Ama bununda yolunu yine dinimiz belirlemeli. Ölçüsü kitap ve sahih sünnet olmalı. 'O hâlde yalanlayanlara boyun eğme.' 'İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar. ' ' Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.'Kalem suresi68/8-14 Bunlar Mekkelilerin tekliflerine karşı Resulullah'a yapılan uyarılardır. Allah(cc) Resuluna hep şunu emreder. 'Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.'Hud Suresi11/112 Bu konuları 'Cahili ortamdaki İslami şahsiyetin Terbiyesi' adlı kitaplarımda geniş geniş izah ettim. Allah'a emanet ol. Kardeşin Yalçın İçyer 26.08.10Essen/Almanya
 

 
    
2 
 
Yorum Ekle

  Lütfen aradığınız bilgileri ilgili alanlara yazdıktan sonra Bul tuşuna tıklayınız.
Kategori :  
Yazar :  
Başlık :  
İçerik :
Tarih :    
Eşleştir :
 
 
 Duyurular Tarih Okunma Sayısı
    Bazı Dâvetçi Müslümanlardan Referanduma Dair Zaruri Açıklama30.08.2010857   
    Mavi Marmara gemisinde Ağır bir şekilde yaralanan UĞUR SÜLEYMAN SÖYLEMEZ kardeşimizin durumu hala ciddiyetini korumaktadır.Ankara Atatürk hastanesinde yatmakta olan kardeşimiz için Dua edelim.07.08.2010426