Üye Ol  -  Şifremi Unuttum?
Facebook
 
 
> Müslüman Alim ve Öncü Şahsiyetlerin, İslam Adına Batıl Siyasete D...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - II...

> Mısır darbesinin idam kararları ve İslami Duruşumuz - I...

> Ertelenemez ve Terk Edilemez Sorumluluğumuz...

> İLKAV´ın 25. Yılında Mehmet Pamak´la Söyleşi 3. BÖLÜM :...

   
En Çok Okunanlar

Anasayfa  >   CUMA KONFERANSLARI  >  2017
 
Cuma Konferansının konusu; Çin’in Doğu Türkistan’da, Uygur Müslümanlara uyguladığı baskı, işkence ve asimilasyon politikaları idi.
Tarih: 25/08/2017
   


Bu Cuma, İLKAV’da, Cuma Konferansının konusu; Çin’in Doğu Türkistan’da, Uygur Müslümanlara uyguladığı baskı, işkence ve asimilasyon politikaları idi.

Bu Cuma, İLKAV’da, Cuma Konferansının konusu;  Çin’in Doğu Türkistan’da, Uygur Müslümanlara uyguladığı baskı, işkence ve asimilasyon politikaları idi. 

Konferansı, İLKAV Vakfı başkan yardımcısı Emrullah Ayan sundu. Ayan konuşmasında; Çin’in yüzyıllardır Doğu Türkistan’da, Müslüman Uygur halkına karşı dinlerinden ve kimliklerinden dolayı baskı, sindirme, işkence ve asimilasyon politikaları uyguladığını, bütün bunlara rağmen Doğu Türkistan Müslümanlarının büyük bir azim ve kararlılıkla Allah’ın bir ayeti olan kimliklerini ve mensûbu olmaktan şeref duydukları dinlerini korumak için mücadele ettiklerini, onların bu fedakârca mücadelelerinin ise öncelikle bütün İslam Aleminde yankı bulmadığını, ayrıca, Türkiye Hükûmetinin genel anlamda mültecî politikasının olumlu olduğunu, fakat Doğu Türkistanlılara yeterince hassasiyet gösterilmediğini hatta Çin zulmünden kaçarak Türkiye’ye ilticâ etmiş olan Uygur Müslümanların,  Türkiye ve Çin arasındaki siyasî, ticarî ve ekonomik anlaşmaların kurbanı olarak Çin’e iadelerinin bile söz konusu olduğunu ifade etti.

Ayan’ın konuya dair konuşmasının tam metnini aşağıda sunuyoruz:  

Doğu Türkistan’ın Kısa Tarihçesi                                                                                                                                                                     

Doğu Türkistan, kendisine emperyalistlerce çizilen konumdan asırlardır kurtulamamış, bir taraftan Rusya diğer taraftan Çin’in kıskacı arasında sıkışarak hayat mücadelesi vermeye çalışmaktadır. Maalesef bu bölge pek fazla bilgi sahibi olduğumuz bir coğrafya değil. Doğu Türkistan’ın yüzölçümü 1.828.418 kilometrekaredir. Doğu Türkistan; Tibet,  İç Moğolistan ve Mançurya gibi Kızıl Çin sömürgeleri dâhil, bütün Çin topraklarının beşte birini teşkil etmektedir. Fakat zengin petrol yataklarına sahip olması ve son dönemlerde Çin-Rusya arasındaki enerji yakınlaşmalarının kesiştiği bölge olması hasebiyle bölgenin önemi daha da artmıştır.  Doğu Türkistan, Türklerin eski yerleşme alanlarından biridir. Uygur Türkleri M. 840 yılında bölgeye yerleşmiştir. M. 840 yılında Kırgızların Uygur başkentine girmesinden sonra Uygurlar kendilerini toparlayamamışlardır. Bir kısmı Kuzey Çin tarafına bir kısmı da bugünkü Doğu Türkistan tarafına göç etmişlerdir. Bu bölgede kurulan Uygur Devleti Cengiz istilasına kadar varlığını devam ettirmiştir. Uygurlar, Karluk Türkleriyle birleşerek M. 880’de Karahanlı Devletini kurmuşlardır.  Doğu Türkistan daha sonra Kara Hoca Uygur Hanlığı (846–1218) ve Türk-Moğol İmparatorluğu hâkimiyeti altında kalmıştır (12181759). 1750’de Çin işgali başlamış ve 1862 tarihine kadar sürmüştür. Bu süre içinde Doğu Türkistan’da 42 isyan hareketi olmuştur. 1863’te Mehmed Yakup Bey, Kaşgar merkez olmak üzere devlet kurmayı başarmıştır. Bu devlet, Sultan Abdülaziz’den istedikleri yardımı almıştır. Mehmed Yakup Bey, en büyük desteği ise II. Abdulhamid tarafından görmüştür.

Desteğe rağmen kurulan devlet uzun ömürlü olamamıştır. Yakup Bey’in 1877 yılında vefat etmesi üzerine Çin hemen Doğu Türkistan’a saldırmıştır. 18 Mayıs 1878’de Doğu Türkistan’ın tamamını işgal etmiştir. 18 Kasım 1884’te Çin imparatorunun emriyle 19. eyalet olarak Şin-cang (Şincan) adıyla doğrudan İmparatorluğa bağlanmıştır.  1931 yılında Kumul kentinde bağımsızlık mücadelesi neticesinde bölgedeki Çinlilere karşı zafer kazanılmış ve 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurulmuştur. Hoca Hacı Niyaz cumhurbaşkanı ilan edilmiştir. Rus-Çin rekabetinden dolayı isyana destek veren Rusya daha sonra kendi egemenliğindeki Türklere (Batı Türkistan) kötü örnek olacağı korkusuyla isyan sonrasında Çin’e destek vererek kurulan devletin yıkılmasına yardımcı olmuştur. Mücadele devam etmiş, 1944 yılında Gulca’da Çinlilere karşı yine galip gelinmiştir. Ayaklanmayı destekleyen Rusya, Gulca’da 1944 yılı Ekim ayında  (Doğu)Şarkî Türkistan Cumhuriyeti’nin kurulmasına yardımcı olmuştur. Gulca, Tarbagatay ve İli şehirlerini içine alan bu cumhuriyet, bölgedeki Çin kuvvetlerini yenmiştir. Ancak Rusya bu hızlı gelişmelerden korkup bu Cumhuriyetin yöneticilerini Çinliler ile anlaşmaya zorlamışlardır. 1946 yılında iki hükümet arasında 11 maddelik bir metin imzalanıp birleşik hükümet kurulmuştur. Böylece bu devlet de Rusya’nın olumsuz tutumu neticesinde ortadan kalkmıştır. Bu arada Mao Çin’e hâkim olmuştur. 1949 Eylül’ünde Doğu Türkistan’daki Çin birliklerinin komünist Çin hükümetine bağlılıklarını bildirmeleri üzerine Çin hiçbir askerî güç kullanmadan Doğu Türkistan’ı işgal etmiştir. Uygur Türklerine reva görülen vahşiyane Çin zulmünün altında inleyen Doğu Türkistan’ın kısa tarihini anlattık. Ancak bu halkın dinleri ve bağımsızlıkları uğruna ölüme seve seve gideceklerini yine en iyi Çinliler bilir.
 
Bir siyâsî partinin veya bu partinin anlayışında olanların Doğu Türkistanlı Müslümanları sahiplenmiş olması bizim sahiplenmeyeceğimiz anlamına gelmez. Zira bizler, “zulüm kimden gelirse gelsin karşıyız, mazlum kim olursa olsun onun yanındayız” İslamî ilkesinin mensubu mü’minleriz.

Geçmişte Sovyetlerin bugün de Rusya’nın egemenliği altında yaşayan özelde Müslüman Çeçenler, genelde de bütün Müslüman Kafkas halklarına revâ görülen zulümlere karşı tavrımızı koyup protestolar düzenlediğimiz gibi Doğu Türkistan’da zalim Çin’in, Bosna’da katil Sırpların, Arakan’da Myanmarlı Budistlerin, Somali’de, Sudan’da v.b. Afrika ülkelerinde yine Afganistan’da, Suriye’de, Irak’ta,  ABD, AB ve onların yerli despot şürekâlarının, Filistin’de, Gazze’de, Kudüs’te Siyonist, katil terör devleti İsrail’in zulümlerini de tel’in ile protesto etmiştik hâlâ da etmekteyiz.  

Çin’in, Doğu Türkistan’da Uyguladığı Baskı, Asimilasyon ve Sindirme Politikaları
Çin Devleti, bölge üzerindeki hakimiyetini kuvvetlendirmeye karşı en büyük engel olarak halkın İslamî kimliğini görüyor. Halkı İslam’dan vazgeçirmek için her türlü yıldırma ve baskı yönteminin kullanıldığı Çin’de, komünist diktatör Mao’nun 1966-1976 tarihleri arasındaki Kültür Devrimi esnasında en acı dönem yaşanmıştı. Camiler yıkılmış, toplu ibadet yasaklanmış, Kur’an kursları kapatılmış ve bölgeye yerleştirilen Çinliler Müslümanları taciz etmek için her yolu denemişlerdi. Dînî ilimlerin öğrenilmesi ve dînî bilgilere sahip öncü kişilerin halkı eğitmeleri de tamamen yasaklanmıştı.

Günümüzde, Müslüman halka uygulanan sindirme ve baskı yöntemlerinden biri de eğitim alanında kendini gösteriyor. Bölgedeki üniversitelerde eğitim Çince görülüyor ve bu üniversitelerde eğitim imkanı olan Müslüman oranı % 20’lere zar zor ulaşıyor. Otuz yıl içinde dört kez alfabelerinin değiştirilmiş olması da yine Müslüman halka yapılan bir asimilasyon uygulamasının açık bir örneğini teşkil ediyor.

Çin zulmü altında ezilen Doğu Türkistan’daki Uygurlar, hayat-memat mücadelesi vermeye devam ediyor. Birleşmiş Milletlerin soykırım için yaptığı tanım, Doğu Türkistan’da yaşanan duruma tam olarak uysa da, Doğu Türkistanlılar, Birleşmiş Milletlerin “koruyucu şemsiyesi” altına halen girebilmiş değiller.

Çin’in Komünist Parti yetkilileri, Doğu Türkistanlı Müslümanlar üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyor. Her gün yeni yasaklar getiriliyor. Çin Devleti, bölgeye tesettür, namaz ve oruç gibi kısıtlamaları ardı arkası kesilmeksizin getiriyor.

Doğu Türkistan’da okullara ve idarî binalara asılan genelgede “beden sağlıklarını korumalarını sağlamak” için öğrencilerin oruç tutmalarını yasakladığı ifade ediliyor. Ruoqiang’daki bir okula asılan resmî yazıda “öğretmenler hiçbir dînî aktiviteye katılamaz ve öğrencilerini de herhangi bir dînî aktiviteye teşvik edemez” ifadesi kullanılmış. Aynı zamanda, yerel Komünist Parti ve idarî yönetimlerin internet sitelerinde de memurlarla parti üyelerinin oruç tutmamaları talep edilmişti.

Oruç yasağının getirilmesinin ardından, oruç tutan kişileri tesbit etmek için bedava yemek dağıtılmış! Konuyla ilgili hazırlanan bir haber dosyasında, Almanya’da yaşayan Dünya Uygur Kongresi Sözcüsü Dilşad Raşid, Komünist Parti çalışanlarının, Uygurların oruç tutup tutmadığını denemek için halka bedava yiyecek-içecek dağıttığını söylediği aktarılmış: “Raşid, Uygurların inançlarını bastırmaya yönelik bu adımlar Çin’de daha geniş çatışmalara yol açar” uyarısını yaptı. Uyarının hemen ardından Sincan’da, polis ve Uygurlar karşı karşıya geldi. Bu çatışmalarda, resmî makamlara göre 18, yerel kaynaklara göre ise 28 kişi hayatını kaybetti.

“Doğu Türkistan’da Camilerde Çin Marşı Okunuyor
Doğu Türkistan'da Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) baskıları ve dini özgürlüğü hedef alan uygulamaları gün geçtikçe yeni boyutlar kazanıyor. Doğu Türkistan'da camiler artık Çin bayraklarıyla, komünizm sloganlarıyla bir propaganda merkezine dönüştürülmüş durumda. 2016 yılının Ağustos ayında Tibet'ten Doğu Türkistan'a atanan sömürge valisi Chen Quanguo'nun gözetim ve baskıyı en üst seviyeye çıkardığı biliniyor. Özellikle ramazan ayındaki oruç tutmayı yasaklayıcı uygulamalar, dini öğelerin kişisel telefonlara kadar kullanımının denetimi ve Kur’an toplatılması gibi insan haklarını hiçe sayan uygulamaları, Çin Komünist Partisi'nin bu gözde görevlisine yeterince ün sağlamıştı. Özgür Asya Radyosu'nun (RFA) son haberine göre; bir süredir bölgedeki camilerin kubbesine Çin bayrağı ve cephe mimarisindeki dini yazılar yerine ise Komünist sloganların yazıldığı afişler yerleştirildi. Camilerdeki "Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" gibi yazıların üzerine "Komünist Parti'yi ve ülkenizi sevin", "Komünist Parti olmadan yeni bir Çin mevcut olamaz" gibi sloganların afişleri yerleştirildi. Pazartesi sabahları müezzinin sesi yerine camilerde Çin bayrağının göndere çekilmesi merasimi yapılıyor ve ardından Çin milli marşı ve ÇKP'nin çeşitli propaganda marşları çalınıyor.”  Kaynak: Kırım Haber Ajansı

Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia Kadir, Türkiye’nin Uygur Türklerine sahip çıkmasını bekliyor. Türkiye’den yardım bekleyen Rabia Kadir, yaptığı konuşmada, Uygurların sokağa dökülmesine Çin’in uyguladığı vahşî siyasetin neden olduğunu belirtti.

Kadir; Çinli yetkililerin Uygurları, ibadet yerleri dahil, toplu olarak gördükleri her yerde sorgulamadan öldürdüklerini ve Uygurlu kadınların kıyafetlerini yırttıklarını aktarırken dünyanın gözünü buraya çevirmesi gerektiğine not düşüyor.

Yaşananlar karşısında bir nevi üç maymunu oynayan devletlere karşılık protestolar ancak duyarlı insanlar ve Müslümanlar tarafından yapılmaktadır.

Uygur Müslümanları İşkenceci Zalimlere Teslim Edilemez! 
Hükûmetin, genel manada mültecilere yönelik olumlu politikalar içinde iken İslamî veya muhalif kimliğe sahip kişilerin Türkiye’den sınır dışı edilmesine yol açan bürokratik vicdansızlık ve buna yol veren mevzuat bir türlü düzeltilemiyor.
Geçtiğimiz Mayıs ayında, 24 Uygur muhacirden üç’ünün gözaltına alınması, 21 kişi hakkında ise sınır dışı etme kararının verilmesi Türkiye’deki mülteci konusunun değişik bir yönünü gündeme getirdi. Doğu Türkistanlı mültecilerin zalim Çin’e iadesi konusu…

Çin yönetimine muhalif bu mültecîlerin iadeleri halinde baskı ve işkence göreceği, hatta katledileceği söz konusu iken bu ülkeye teslim edilmesi ihtimali ile karşı karşıya bırakılmaları açık bir zulümdür.

İddia edildiği üzere; Uygur Müslümanlarına yönelik bu zulmün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda Çin’e yaptığı ziyaretle irtibatlı olduğuna yönelik net bir bilgimiz yok. Fakat, emniyet güçlerinin benzer ziyaretler öncesinde sık sık bu tür operasyonlar gerçekleştirdiğini hepimiz biliyoruz…  

Son derece kötü şartlara sahip ve özellikle çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir ortamda gözaltında tutulan kardeşlerimizin bir an önce serbest bırakılmalarını talep ediyor ve genel manada da muhacirlere yönelik bu tür gayr-ı insanî ve gayr-i İslamî yaklaşımların artık son bulmasını umuyoruz.
   
 Mepa-News’te konuyla ilgili yapılan bir haber-analizi ilginize sunuyoruz:

 Türkiye'nin Doğu Türkistan Politikası Değişiyor mu?                                                                             

             Çin'de temaslarda bulunan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye'deki Çin karşıtı güçleri bertaraf etmek için Ankara'nın elinden geleni yapacağını söyledi.Pekin'de Çinli mevkidaşı Wang Yi ile basın toplantısı düzenleyen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Çin'in güvenliğini kendi güvenliğimiz gibi görüyoruz. Gerek ülkemizde gerek bölgemizde Çin'e yönelik hiçbir olumsuz faaliyete izin vermiyoruz" diye konuştu.Türkiye'nin "Tek Çin" politikasına destek veren ülkelerden biri olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, Pekin'in IŞİD'le mücadele için attığı adımları takdir ettiklerini de belirtti.                                       

Çavuşoğlu'nun Pekin temasları sürerken, Reuters, Türkiye'nin Türkistan İslam Partisi'ni 'terör örgütü' olarak tanıma kararı aldığını belirtti.                                                                    

Türkiye'nin Uygur politikası değişiyor mu?

             Çavuşoğlu'nun Pekin'den verdiği mesajlar, Uygur Türkleri arasında hayal kırıklığına neden oldu. DW'nin aktardığına göre; Uygur Türklerinin hakları için mücadele eden Dünya Uygur Kurultayı'nın Sözcüsü Dilşad Raşid, "Türkiye Dışişleri Bakanı'nın açıklamaları bizi şaşırttı ve endişelendirdi. Çin'in amacı; ekonomik baskı yolu ile Uygurların siyasi haklarını kısıtlamak. Ancak Türkiye halkının yanımızda durmaya devam edeceğine umudumuz sürüyor" dedi. 

Sincan'daki durum ne?                                                                                                                                             

             İnsan hakları örgütleri Çin'i, ülkenin kuzeyinde yaşayan Uygurlara yönelik baskıcı politika izlemekle suçluyor. Şincan-Uygur Özerk Bölgesi'nde son yıllarda çıkan çatışmalarda yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesi üzerine Pekin yönetimi bölgeye yönelik baskıları artırdı. İran büyüklüğündeki bir alan, daimi tecrit ve Çin polisinin gözetimi altında tutuluyor. Son yıllarda Çin'den kaçıp, Türkiye'ye sığınan Uygurların sayısında da artış var.

Türkiye-Çin yakınlaşması                                                                                                                                 

           Çin'de 2018 yılı "Türkiye Turizm Yılı" ilan edilirken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, "Çinli turist sayısının artmasını umuyoruz. Her yıl yurt dışına çıkan yüz milyon turistin 3 milyonunun Türkiye'ye gelmesini bekliyoruz" diye konuştu.   Türkiye ve Çin'in son dönemde yürüttüğü ortak projelerin başında tarihi İpek Yolu'nun yeniden canlandırılmasını hedefleyen "Kuşak ve Yol" adlı ticaret projesi geliyor. Avrupa Birliği ile yürüttüğü üyelik müzakereleri tıkanan Türkiye, Çin'in üyesi olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü'ne katılabileceğini açıklamıştı.

 

Bu içerik 181 defa görüntülendi.
 
 
Yorumlar
Yorum Ekleyin
Adınız Soyadınız
e-Posta Adresiniz
Başlık
Yorum
Kalan karakter sayısı : 6000
Güvenlik Kodu
 
 
Copyright © 2013 İLKAV - İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı
Strazburg Caddesi No:18/4 SIHHIYE/ANKARA
Telefon :  +90 (312) 229 79 76 e-posta:  iletisim@ilkav.org
Dataişlem